Doğal Afetler Nelerdir? Çeşitleri ve Adları

Doğal Afetler Nelerdir? Çeşitleri ve Adları
Doğal Afetler Nelerdir? Çeşitleri ve Adları

Yıkıma ve can kaybına yol açan doğal olaylara “doğal afet” denir. Bu afetler genellikle önceden kestirilemez; birdenbire ortaya çıktıkları için, etkilenen toplulukları sarsarlar. Doğal afetler yeraltında, yeryüzünde veya atmosferde meydana gelen hareketlerden kaynaklanabilir. Yeraltındaki hareketler volkanik püskürmelere ve depremlere yol açar. Değişen hava koşulları rüzgâr fırtınaları, siklonlar, tornadolar, şiddetli yağmur ve kar yağışları, ayrıca orman yangınlarını tetikleyebilen şimşekler yaratır. Irmak taşkınları ve tsunamiler bazen ciddi boyutta can ve mal kaybına sebep olur.

Depremler: Japon takımadaları boyunca tektonik levha çarpışmaları, bu bölgeyi depremlere ve okyanus tabanındaki depremlerin yarattığı tsunamilere açık hale getirir. California’daki San Andreas Fayı’nda olduğu gibi, levhaların kayarak birbirinin yanından geçmesi de depremlere yol açar. San Francisco ve Los Angeles’ta görülen depremler bu türdendir.

Ansızın vuran depremler yüksek şiddette olduğunda, binalar yıkılabilir, can ve mal kaybı yaşanabilir. San Francisco’da ünlü 1906 depremi yüzlerce binayı yıkmış ve bunu izleyen yangınlar kent merkezini sarmıştı. Ölü sayısı 3 bin dolayına varırken, binlerce kişi de evsiz kalmıştı.

Japonya’nın Kobe kentinde 1995’teki şiddetli deprem yüksek binaları ve altyapıyı harabeye çevirdi; 6 bini aşkın kişi yaşamını yitirdi ve 35 bini aşkın kişi yaralandı. En kötü senaryolar başta kentler olmak üzere, yerleşim alanlarına yakın yerlerdeki depremlerde ortaya çıkar.

Richter ölçeğine göre, deprem büyüklüğü 4’ü aşınca ciddi etki yaratır, 5’i aşınca hasara yol açar ve 7-8,6 arasında olunca şiddetli yıkım düzeyine ulaşır. Her yıl bir milyondan fazla depremin meydana gelmesine karşın, bunların çoğu düşük büyüklükte olduğu için, hiçbir can ve mal kaybına yol açmaz. Buna karşılık çok şiddetli depremler büyük yıkım yaratma gücünden dolayı kamuoyunun ilgisini daha çok çeker; bu özellikle merkez üssü yoğun nüfuslu alanlarda olan depremler için geçerlidir.

Tsunamiler: Deniz dibindeki depremlerin bazen tetiklediği “tsunami” adlı dev dalgalar, karaya ulaştığında olağanüstü boyuta vararak büyük hasar yaratabilir. Okyanusun derinliğindeki başlangıç noktasında 1 m’ye bile varmayan dalga yüksekliği, karaya yaklaşırken 30 m’nin üzerine kadar çıkabilir. Daha da kötüsü, birkaç saniye içinde birden fazla dev dalga kıyıya vurabilir.

Japonya’da 1983’teki bir tsunami yüzünden 50 bin kişi yaşamını yitirdi. Papua Yeni Gine’nin kuzey kıyısını 17 Temmuz 1998’de vuran bir tsunami, Arop köyünü ve civarını su altında bıraktı; alçak bir kumsal dilinde yer alan köylerin tamamı ve sakinleri dalgalara kapıldı. Tahminlere göre ölü sayısı 4 bin kadardı.

Yanardağlar: Aynı zamanda sismik kuşaklar olan belli hatlarda volkanik püskürmeler yaygındır. Böyle yerlerde yerkabuğu levhaları ayrılır ve çarpışır. Yanardağlar yeryüzünün hemen altında “magma” denen erimiş malzemenin birikmesiyle ve ardından yüzeye çıkmasıyla püskürür. Patlayan bir yanardağ havaya kül ve aşırı ısınmış buhar fışkırtır; çok sıcak lavlar volkanik konilerin yamaçlarından aşağıya çağlayarak iner. Yanardağ püskürmeleri can ve mal açısından yıkıcı olabilen bir başka doğal afettir.

İtalya’nın güneyindeki antik kent Pompei IS 79’da Vezüv Dağı’nın patlamasıyla lav ve kül altında kalarak yok olmuştu. Martinik’te 1902’de püsküren Pelee Dağı, yakındaki St. Pierre kentini yerle bir etti ve sakinlerinden çoğunun yaşamına son verdi, Filipinler’de 1991’de patlayarak buhar, kül ve lav saçan Pinatubo Dağı, 27 km ötede Angeles’ta yaşayan yüz binlerce insana büyük tehlike yaşattı; hatta külleri Manila’nın bir bölümünü bulut gibi örttü. Endonezya’nın Bali ve Cava adalarında da yanardağ püskürmeleri yaygındır.

Yanardağ püskürmeleri “volkanik patlama endeksi”ne göre derecelendirilir. Endonezya’da 1883’teki Krakatoa püskürmesine, bilinen en çarpıcı örneklerden biri olması nedeniyle verilen derece 6’dır. Olası en yüksek derece 8’e ulaştığı saptanmış olan hiçbir püskürme yoktur. Krakatoa püskürmesi 4 500 km’yi aşkın mesafeden duyulmuş, tsunamiler yaratmış ve tahminlere göre 30 binden fazla kişinin canını almıştı,

Tropikal siklonlar ve tornadolar Doğu Asya’da “tayfun” ve Antiller’de “harikan-denen tropikal siklonlar çok yıkıcı atmosfer olaylandır. Fırıl fırıl dönen alçak basınçlı burgaçlar olarak, çapları 500 km’ye kadar varabilir ve esiş hızları saatte 200 km’yi aşabilir. Ağaçlan, çatılan. hafif tekneleri ve uçakları yerden sökebilir ve havada parçalayabilirler. Bu uçan moloz yığın insanlar için de tehlikelidir.

Siklonların bazen yarattığı büyük dalgalar kıyı alanlarında epeyce hasara yol açabilir. Daha dingin olan siklon merkezine fırtınanın “göz”ü denir; bu gözün üzerinden geçtiği yerlerdeki dinginlik döneminin ardından fırtına bütün azgınlığıyla geri gelir, ama rüzgârın esiş yönü tersine döner.

Güneydoğu ve Doğu Asya’nın kıyı alanları, Bengal Körfezi, Meksika’nın batısındaki Pasifik kıyıları, Antiller ve Florida, ayrıca Büyük Okyanus’taki Fiji gibi ada toplulukları ve Avustralya’nın kuzey kesimi tropikal siklonlara en yatkın bölgeler arasındadır.

Siklonlar büyük bölümü Ganj ve Brahmaputra ırmaklarının birleşik deltasından oluşan Bangladeş’in kıyılarını büyük hışımla döver. Alçak deha alanı siklonların yaratabildiği deniz kabarmalarına son derece açıktır. Bu durum çeşitli zamanlarda oldukça can ve mal kaybına yol açmıştır.

Tropikal siklonların tersine, tornadolar kesit uzunluğu 0,5 km’yi geçmeyen küçük çaplı alçak basınç odalarıdır. Ama şiddetleri yüksektir ve esiş hızları saatte 400 km’yi aşabilir. Bu yüzden ani ve ciddi hasar yaratma potansiyelleri vardır. Toprak ve moloz yığınlarını hortum gibi yukarıya çektiklerinde, burgaçları açık seçik görülür. En yıkıcı tornadolar ABD’nin orta kesimlerinde meydana gelir; ama mini ölçekli tornadolara Doğu Avustralya’nın bazı yerlerinde de rastlanır,

Irmak taşkınları: Taşkan ovalarında ırmak taşkınları yaygın bir afettir. Çin, Hindistan ve Bangladeş’in büyük ırmaklarının çevresindeki geniş ovalar, binlerce kilometrekarelik alanları kaplayan çarpıcı taşkınlara sıklıkla sahne olur. Verimli topraklar ve bol su kaynakları nedeniyle, böyle alanlar çoğu kez yoğun nüfusludur.

Çin’deki Huang Irmağı, kenarlarında doğal yoldan oluşmuş çamur setlerinden dolayı, çevresindeki ovalara göre daha yüksek bir çığır boyunca akar. Bu sesler insan müdahalesiyle daha da sağlamlaştırılmıştır. Setlerin 1887’de patlaması 130 000 km2’yi aşkın alanı sular altında bıraktı ve bir milyon kişinin ölümüne yol açtı.

Hindistan ve Bangladeş’teki Ganj Irmağı örneğinde, taşkınların sebebi Himalayalar’daki orman tahribatıdır. Şiddetli yağmurların ve eriyen karların getirdiği fazla sular, Ganj’ın içinden geçtiği geniş ovalara taşar. Irmağın 1988’deki taşması sırasında, Bangladeş’in yüzde 90’ı sular altında kalmıştı.

Dünyanın birçok yerinde taşkınlar insanlara ve ekonomiye düzenli olarak felaket getirir. Sadece 1998’de Çin’deki Yangtze Irmağı’nın taşkınlarından etkilenen insan sayısı 250 milyon dolayındadır. Taşkına yatkın birçok ırmak boyunca taşkın hasarın’ hafifletmek ve denetim altına almak amacıyla baraj ve sulama şebekeleri kurulmuştur.

Yangınlar: Ormanlar kuruyken çıkan yangınlar ciddi hasara ve önemli boyutta hava kirliliğine yol açabilir. Sözgelimi, Endonezya’ya bağlı Sumatra’nın tropikal ormanlarında 1997 yılında meydana gelen yangınların saldığı dumanlar Malezya ve Singapur’un bazı kesimlerini de içine alan geniş bir bölgeyi örttü. Bu tür yangınlar insanların tarım ya da ağaç kesimi için alan açması yüzünden çıkar. Normalde yağmurlar bir yangının geçici ve küçük bir alanla sınırlı olmasını sağlar. Ne var ki, El Niflo etkisine bağlanan uzun süreli kuraklık Sumatra’da yangınların dizginlenemez bir şekilde yayılması sonucunu doğurdu.

Avustralya’nın doğal yoldan oluşmuş ve California’nın sonradan dikilmiş okaliptüs ormanları da yangınlara özellikle yatkındır; okaliptüs ağacının içerdiği uçucu yağ son derece kolay tutuşmasına sebep olur. Her yıl yangınlar bu ormanların geniş alanlarını yok eder; bu arada yerleşim yerlerine ve mallara zarar verir.

Günümüzde olası doğal afetleri izlemek için, uydulara ve çok gelişkin izleme tekniklerine dayanan uzaktan algılama sistemleri kullanılmaktadır. Böylece tropikal siklonların gelişimine, taşkın sularının yayılışına ve yanardağlardaki lav birikimine ilişkin veriler ilgili yerleşim merkezlerine aktarılmaktadır. Bu tür ileri uyarı sistemleri can kurtarmada ve hasarı sınırlamada daha şimdiden yararlı olmuştur.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.