Eşeyli Üreme Nedir? Çeşitleri ve Özellikleri Nelerdir?

Eşeyli Üreme Nedir? Çeşitleri ve Özellikleri Nelerdir?
Eşeyli Üreme Nedir? Çeşitleri ve Özellikleri Nelerdir?

Çiftleşme: İki bireyin bir araya gelmesiyle eşeylik gözelerinin değiş tokuşu. Üremenin oluşabilmesi için karşıt cinslerin eşeylik gözelerinin yeteri kadar birbirine yaklaşması ve bunun sonucunda yumurtaların spermalarla döllenmesi gerekir. Çoğu hayvanın dişisi ile erkeği çiftleşme eylemi sırasında fiziksel temas durumundadırlar. Eşeylik gözelerinin üretiminin aynı zamanda olması döllenme için şarttır. Döllenmiş yumurta ya memelilerde olduğu gibi, dişinin vücudunda gelişir; ya da kuş yumurtalarında olduğu gibi, üzeri koruyucu zar ve kabuklarla kaplı durumda beklemeye terk edilir. Bütün bu işlerin zamanında, sırasıyla ve doğru yapılması zorunludur.

Omurgasızlarda çiftleşme: Çiftleşmenin en basit şeklini uygulayan bazı birgözelilerde organizmanın tümü bir eşeylik gözesi gibi davranır ve diğeriyle kaynaşarak bir zigotu oluşturur. Örneğin su içinde yaşayan Chlamydomonas adındaki birgözeli kamçılı türlerinin çiftleşmesi böyledir. Chlamydomonas türlerinin bazılarında eşeylik gözeleri aynı büyüklüktedir. Diğer bazılarında ise birgözeli önce bölünüp çeşitli büyüklükteki eşeylik gözeleri oluşturur. Eğer bir zigot, büyüklükleri farklı iki eşeylik gözesinin kaynaşması sonucu ortaya çıkmışsa bu eşeyliliğin başlangıcı demektir; eşeylik gözelerinin büyük olanı yüksek hayvanlardaki yumurtanın, küçüğü ise spermanın karşılığıdır.

Terliksihayvanı gibi daha gelişmiş birgözelilerde, bir çeşit çiftleşme süreci oluşmaktadır. Bu, örneğin salyangoz gibi bazı hayvanlarda görülen erdişice çiftleşmeyi çok andırır. Birleşme (konjugasyon) adı verilen bu süreçte iki terliksihayvanı ağız yüzeylerinden birbirlerine yapışırlar ve birisindeki erkek çekirdek, ötekinin içine girip dişi çekirdekle kaynaşır; böylece çapraz döllenme gerçekleşir.

Çokgözelilerdeki eşeylik gözeleri, yumurtalar ve spermalar özeşeylik organlarında oluşurlar. Dişi eşeylik organları olan yumurtalıklar ile erkek eşeylik organları olan testisler, genellikle birbirinden farklı canlılarda yer almıştır. Eşeylik organlarının iki çeşidi de aynı canlıda bulunursa erdişilik durumu söz konusu olur. Denizgülü, mercanlar ve denizanası gibi aşağı çokgözelilerde bir hayvandan çıkan erkek eşeylik gözeleri, suda yüzerek bir başka hayvanın vücuduna erişirler ve içine girerek dişi eşeylik organına yönelirler. Bu durumda gerçek anlamıyle çiftleşme söz konusu olmaz.

Yassıkurtlar grubunun türleri ya erdişi olur ya da bunlarda tam bir çiftleşme eylemi gerçekleşir. Erkekte bulunan bir penis,dişinin genital açıklığına girerek spermanın verilişini Sağlar. Böylece erkek eşey hücreleri, suyun içine bırakıldıklarında olduğu gibi, ziyan olmaktan kurtulur. Erkek ile dişinin fiziksel temas haline gelebilmeleri için aralarında bir çeşit cezbetme eyleminin olması gerekir. Dişi tarafından salman bir kimyasal madde bu işi görür ve sperma nakli gerçekleşir. Bir canlı organizmanın ‘yapısı ne kadar karmaşıksa, cezbetme usulleri de o kadar önemli olur.

Asalak olarak yaşayan ve erdişi olan yassıkurtların çapraz döllenmesinde dişi ile erkek birbirlerine iyice yapışırlar; şeritlerde ise her iki şeridin bölütleri yer yer karşılıklı olarak birbirlerinin yanına gelirler. Aynı şeyler, tek eşeyli olan ve çiftleşme eylemini gerçekleştiren iplikkurtlan için de söylenebilir.

Halkalı kurtların en ilkeli olan ve denizlerde yaşayan kıllıkurtlar, eşeylik gözelerini suya bırakır ve döllenme olayı vücut dışında oluşur. Zigottan da planktonda yaşayan bir larva gelişir. Kıllı kurtların çoğunda, erkek eşeylik gözelerinin dişi eşeylik gözelerine rastlama şanslarını artıran ve normal yaşantıda pek görülmeyen çiftleşme davranışları vardır. Örneğin, eşeysel olgunlaşmaya erişmiş olan kurtlar hep birlikte deniz dibini terk ederler ve suyun içinde yükselerek yüzerler; böyle küme halinde yerlerini terk ederken eşeylik gözelerini boşaltırlar; hatta olgunlaşmış eşeylik gözeleriyle dolu olan arka kısımlarını orada bırakırlar. Bu davranış, türlerin çoğunda yaz boyunca aralıklı olarak devam eder. Kıllı kurtların dişilerinin çoğu küme halinde giderlerken, erkeklerde eşeylik gözesi çıkarılışını uyarıcı özelliğe sahip kimyasal bir madde salgılarlar. Odontosyllis türleri çiftleşecekleri sırada ışık saçarlar ve böylece eşeylik gözelerinin açığa çıkarılışının her iki cinste aynı zamanda olmasını sağlayan bir çeşit ışıklı haberleşmeyi kullanırlar.

Topraksolucanları erdişi olup, çiftleşme eylemlerini çapraz döllenme ile gerçekleştirirler. Birbirine bitişik çukurlarda bulunan iki topraksolucanı, birinin başı diğerinin kuyruğuna gelecek şekilde birleşir ve her birinin erkek eşeylik hücreleri diğerine geçer.

Kabukluların çoğu suda yaşamakta olup ayrı eşeylidirler. Fakat bunların erkek eşeylik gözeleri hareketten yoksun olduğu için çiftleşme eyleminin gerçekleştirilmesi zorunludur. Yengeçlerin, ıstakozların ve karideslerin çok sayıdaki karın bölütlerinden bazıları erkek eşeylik gözelerini nakledecek biçimi almışlardır. Çiftleşme sırasında erkek, dişi tam yumurtalarını dışarı çıkarırken eşeylik gözelerini salar. Bazı kabukluların iki cinsi bir-araya getirmeye yarayan özel haberleşme olanakları vardır. Gelasimus cinsi yengeçlerinde erkek, kıskaçlarından birini sallayarak dişiyi çağırır. Başka Gelasimus cinsinde erkeğin dişiyi çağırmak için başvurduğu ses çıkartıcı organları vardır.

Istakozlar duyargalarının kökünde bulunan özel oluşumları başlarındaki bir çıkıntıya sürtmek suretiyle ses çıkarırlar. Alpheus ve Synalpheus cinsi karidesler, genişlemiş kıskaçlarının hareketsiz ve hareketli kısımlarını birbirine vurarak şaklama sesi çıkarırlar. Eşeysel işaretleşme amacıyla ses çıkarma olayı kabuklularda, diğer suda yaşayanlardaki kadar yaygındır. Bir yere yerleştikten sonra bir daha kımıldamayan kabuklulardan olan Cirripedialar erdişi olup koloniler halinde yaşarlar. Bunlarda döllenme, birinden çıkıp yanındakinin kabuğunun içine giren uzayabilir bir penis aracılığıyla gerçekleşir.

Böceklerin çoğu tek eşeyli olup, çiftleşme eylemine girişirler. Genellikle çok hareketli olduklarından, karşı cinsi cezbetmek amacıyle çeşitli gösterilere başvururlar. Örneğin bazı büyük arı türlerinin erkekleri, her gün geçtikleri yol üzerindeki yaprakları ve ince dalları ısırarak ağızlarındaki özel koku bezleri aracılığıyle arkalarında güzel kokulu bir iz bırakırlar. Erkek arı, çiftleşmek isteyen bir dişi kendisini izleyip buluncaya kadar bu işe devam eder. Dişi pulkanatlıların çoğu, erkeği 1,5 km.’ den cezbedebilecek güzel bir koku çıkarırlar. Kimi kelebeklerin çiftleşmesinde de kokunun önemli bir yeri vardır. Bir çeşit kurşuni renkli kelebek olan Eumenis semelede çiftleşme, eşeylerin birbirini kovalamasıyle başlar; dişi daha önce çiftleşme eylemine girişmemişse bir yere kenar. Bundan sonra erkek dişinin karşısına geçer ve ön kanatlarındaki özel koku guddeleri dişinin duyargalarındaki duyu organlarına değinceye kadar eğilir.

Birçok böcek, görüntü işaretlerine başvurur. Ateşböcekleri parlayıp sönen bir ışık çıkarırlar. Çeşitli türlerin ışıkları birbirinden farklıdır. Bu nedenle, aynı yerde bir düzine kadar farklı tür birden faaliyet gösterebilir; bunlardan her biri ancak kendi özel ışıklarına karşı duyarlıdır. Örneğin, çiftleşme zamanı gelmiş olan bir erkek Photiniıs pyralis, her 5-8 saniyede bir parlayıp sönen kısa süreli bir ışık verir. Bir bitkinin üstüne konmuş olan dişinin buna verdiği cevap, tam 2 saniye parlayıp sönen bir ışık şeklindedir. Erkek, 2 saniye sonra parlayıp sönen her ışığa doğru gider. Başka böceklerde daha karmaşık görüntü oyunları vardır. Örneğin bazı kelebekler kanatlarını oynatırlar; titrersineklerle sivri-sinekler dans ederler.

Böcekler çeşitli mekanizmalara başvurarak çiftleşme amacıyle sesler de çıkarırlar. Ağaçları oyan bazı kınkanatlılar, içinde bulundukları tünelin duvarlarına vücutlarını vurarak ses çıkarırlar. Sivrisinek gibi bazı böcekler kanatlarının titremesiyle ses çıkarırlar. Çekirgeler, kanatlarını veya bacaklarını ya da hem kanatlarını hem de bacaklarını birbirine sürterler. Böyle böceklerin ses algılayan organları da vardır. Sürtünmeyle oluşturulan ve «çekirge sesleri» adı da verilen bu sesler, bazı su böcekleri tarafından da çıkarılabilir. Bunların bazıları ortadaki bacak çiftini birbirine sürterek ses çıkarırlar. Genellikle ses çıkaran erkek olduğu halde, her iki cinste de ses algılayıcı organlar vardır.

Böceklerin çiftleşme davranışlarında dokunma duyusu da rol oynar. Özellikle çiftleşme eylemi sırasında önem kazanan dokunma duyusu, oynaşma devresi için gerekli olabilir. Bazı uzun bacaklı böcekleri, suyun yüzeyinde ilerleyen titreşimlere duyarlıdırlar. Empid sineklerinin erkeği, çiftleşmeden önce küçük böcekleri öldürüp dişiye verir. Dişi onları yerken erkek çiftleşme eylemine girişir, Dişiye verilen av, bazen ipek lifçiklerine sarılarak, dişinin bunları açmak için uzun süre uğraşması sağlanır.

İyi göremeyen erkek örümcekler, dişinin ağını özel bir biçimde titreştirirler ya da dişiye çar-parlar. Avcı örümceklerin ise görme duyulan iyidir. Bunların erkekleri, dişiyle birleşmeden önce bir yandan bir yana koşup dans eder; ön ayaklarını sallayarak oynaşırlar.

Akreplerin ünlü çiftleşme dansının anlamı, dişinin erkeği öldürmesi amacını taşımaz. Erkek eşeylik gözelerini spermatofor adı verilen bir kapsül içinde yere bırakır ve dans esnasında dişiyi bunun üzerine getirmeye çalışır. Dişi bil durumda vücudunu alçaltıp spermatoforu alabilir.

Yumuşakçaların bazıları erdişidir, bazılarında ise eşeyler ayrılmıştır. Hepsinde de çapraz döllenme uygulanır. Helix adı verilen bahçesalyangozunun çiftleşme eylemi sırasında her zaman görülmeyen bir durum görülür: Erkekle dişi, birer çift sert, kalkerleşmiş iğneyi dokuların içine girinceye kadar birbirlerine batınrlar. Bu iğnelerin içerde erimesiyle açığa çıkan kimyasal bir maddenin, salyangozu çiftleşmeye hazır hale getirdiği sanılmaktadır. Bazı mürekkepbalıkları ve ahtapotların, çiftleşme oynaşmaları sırasında renkleri ve renk düzenlen değişebilir.

Omurgalılarda çiftleşme: Nispeten basit yapılı omurgalıların çiftleşme davranışı, gelişmiş omurgasızlardakilerden daha basit olabilir. Örneğin bazı balıklar, eşeylik hücrelerini suyun içine gelişigüzel dökmekle yetinirler. Denizşakayıkları ile denizanaları da böyle yaparlar. Erkek, kimi türlerde kur yapma eylemi-ne girişir; az sayıda bazı türlerde de yumurtaların ya da yavrunun bakımında başlıca rolü oynar. Üç dikenli bir balık olan Gasterosteus aculeatus buna iyi bir örnektir. Betta splendens adındaki döğüşçü Siyam balığının erkeğinin çiftleşme davranışı daha da karmaşıktır. Tükürüğüyle kaplayıp yapıştırdığı hava kabarcıklarından su yüzeyinde bir yuva yapar. Kendi bölgesine bir başka erkek girerse saldırır. Çiftleşmeye hazır bir dişi girerse kur yapma dansına girişir. Bu dansa dişi de katılırsa, erkek ve dişi eşeylik gözelerini aynı zamanda dökerler. Yumurtalar suya dökülünce erkek bunları ağzında toplar ve su yüzeyinde yapmış olduğu yuvaya götürüp bırakır. Yumurtaları dişi görecek olursa onları yer. Sihlidgillerden bazıları yumurtaları, daha sonra da yavru balıkları ağızlarında saklarlar.

Su hayvanlarının çoğu gibi balıklar da ses çıkarırlar. Bazıları dişlerini, bazıları boyun kemiklerini gıcırdatır, diğer bazıları ise yüzme keselerini bir çeşit davul gibi kullanırlar. Suda yaşayan hayvanların içinde en çok ses çıkaranlar kurbağalardır. Kurbağaların çiftleşme amacıyle çıkardıkları bu ses, aynı su birikintisi içinde bulunan dişi ve erkekleri bir araya getirmeye yarar. Çiftleşme eylemi sırasında erkek dişinin üzerine binip onu ön ayaklarıyle belinden sarar. Dişi yumurtalarını dökünce erkek de spermasını salar; böylece döllenme dışta oluşur. Döllenmeden sonra koruyucu bir albümin tabakası yumurtayı sarar. Semender gibi bazı ikiyaşayışlıların çiftleşme öncesi oynaşmaları daha değişiktir, erkeğin renkleri daha da zenginleşebilir ya da deri bezlerinden ‘kimyasal maddeler salgılayıp, kuyruğunu sallamak suretiyle bunları dişiye doğru yollar. Döllenme dışta oluşur.

Bütün sürüngenler, hatta denizkaplumbağası gibi suda yaşayanları bile, yumurtalarını karaya bırakırlar. Çiftleşme eylemi sırasında erkeğin eşeylik gözelerinin naklini kolaylaştıran girici bir organ vardır. Yumurtaların kabuğu yumuşak, fakat dayanıklıdır. Bu yumurtalar topraktaki çukurlarda, kumsallarda ya da bitki kümeleri içinde dururlar. Güneşin, bazen de çürüyen bitkilerin oluşturduğu ısı. yavruların yumurtalardan çıkmasını Sağlar. Bazı yılan ve timsahların dişileri kuluçkaya bırakılmış yumurtaları beklerler.

Çiftleşmenin en ilerlemiş şekline, gelişim düzeyi en yüksek o-lan memelilerle kuşlarda rastlanır. Özellikle kuşların ses ve görüntüye dayanan oynaşmaları birçok kuşun cilveleşmeleri ilginçtir. Erkek dişiyle yalnızken oynaşır. Birçok tür, özellikle av kuşları, çiftleşme mevsimi süre-since her gün hep birlikte oynaşırlar. Kuşların bazıları bu amaç-la, çeşitli biçim ve renkte tüylerinaen, ibiklerinden yakalıklarından yararlanırlar. Görüntü ve ses oyunları memelilerin çoğunda önemli ise de kuşlardaki kadar zengin değildir. Ancak memelilerin koku alma duyusu çiftleşmede ve erkekle dişinin bir-birlerini tanımalarında önemli rol oynar. Kedi ve köpek gibi bazı familyalarda ses çıkarmanın da önemi vardır. Görme duyusu ise her iki grupta da önemlidir. Bazı erkek maymunların yüz ve kaba et derilerinde parlak renkli bölgeler vardır. Gene maymunların çoğunun dişilerinin dış üreme organları dönemsel olarak aşırı ölçüde şişer. Bütün bunlar, karşı cinse verilen belirgin işaretlerdir. Memeli gruplarının çoğunda (bazı fok türleri, geyikler ve maymunlar) erkeklerin bir haremi olur.

Mernelilerin çoğu, insanın aksine, yılın her devresinde çiftleşmezler; dişinin fizyolojik çevrimine bağlı dönemsel bir çiftleşme düzenleri vardır. Dişi sadece östrus (kızgınlık) döneminde eşeysel bakımdan etkin hale gelerek erkeği kabul edebi-lir. Bu devrede dişi eşeylik gözeleri yumurtalıktan dökülmüşlerdir. Östrus sırasında dişi ve erkek arasındaki karşılıklı istek alışılmadık kuvvete, hatta şiddete ulaşabilir. İnsandaki istek ise daha düşük fakat daha sürekli olur. Evcil köpeklerle kedilerin, bir yıl içinde, uzun isteksizlik devreleriyle birbirlerinden ayrılmış iki ya da üç östrus devreleri vardır. Diğer memelilerin östrusu çevrimsel olarak oluşur. Bu devreler yıl boyunca düzenli aralıklarla oluşabileceği gibi (insandaki ve kimi maymunlardaki 28 günlük devreler), kısa süreli bir çiftleşme mevsimi içindeki birkaç günlük devirler biçimini de (kemiricilerin çoğunda böyledir) olabilir.

Hayvanların büyük çoğunluğu yılda bir kere yavrularlar. Bazı türlerin üreme devresi aylarca, bazılarında ise ancak birkaç gün sürer. Bazı türlerin yılda 2 ya da daha çok sayıda üreme devresi olur. Örneğin evcil köpeklerin 2, Eskidünyamaymunları ile gerçekmaymunların ve insanın 12 kadar üreme devresi vardır. Bu devrelerde bazı hayvanların eşeylik organları 100 katına kadar büyür. Fakat döllenmeden sonra hiç değilse kısa bir süre için eski büyüklüklerine dönerler. Yavrunun gelişmesi mutlaka döllenmeden hemen sonra başlamaz. Örneğin ilkbahar mevsiminde çiftleşen memelilerin yavrularının hemen gelişmeye başlamasına karşılık, yazın veya sonbaharda çiftleşen porsuk gibi memelilerde döllenmiş yumurta, ertesi kış mevsiminin sonlarına kadar aşılanmaksızın kalır. Embriyonun gelişimi bundan sonra başlar ve ilkbaharda tamamlanır. Üremenin fizyolojik temelini en iyi yansıtan olay memelilerin tipik üreme çevrimidir.

Çiftparmaklılar: Omurgalı hayvanlardan memeliler sınıfının etenliler altsınıfının toynaklılar üsttakımının bir takımı (Artiodactyla). On ve arka ayakları 2 ya da 4 parmaklı olan en geniş memeli takımıdır. Genellikle 3 ve 4 parmaklar’ vardır. Parmak uçlarındaki toynaklarının dış görünüşü tırnak ya da çengele benzer. Bu toynaklar bacaklara ve bütün vücuda destek olur. Çiftparmaklıların bir kısmı yalnız parmaklarına, bir kısmı ise tabanlarına basarak yürürler.

Çiftparmaklılar ile tekparmaklılar arasındaki fark, çiftparmaklılarda vücut ağırlığının ortadaki iki parmağa eşit olarak bölünmesi; tekparmaklılarda ise tek parmak tarafından taşınmasıdır. Çiftparmaklılarda ağırlığıtaşıyan parmaklar ortadaki 3. ve 4. parmaklardır. Bazı türlerde 2. ve 5. parmaklar da bulunmakla birlikte bunlar çok küçüktür ve genellikle yere değmezler. Yan parmaklar adı verilen bu parmaklar, yokuş çıkarken hayvanlara yardımcı olurlar.

Çiftparmaklıların başparmakları bütünüyle körelmiştir. Hiç bir çiftparmaklı koşucu değildir. Ağır gövdeli bazı hayvanların çok büyük olan arka toynakları vücutlarını kolaylıkla taşır. Çiftparmaklılardan olan hipopotamgillerle, tekparmaklılardan olan gergedangiller evrim sonucu koşma özelliklerini yitirmişler ve her iki familyada da iri gövdeyi taşımak için güçlü arka ayak parmakları oluşmuştur. Ayrıca, düşmanlarından kaçmaları güç olduğundan saldırılardan korunmak için vücutları kalın bir deri ile kaplanmıştır.

Çiftparmaklıların önkol ve kaval kemikleri ortadan kalkmış, bacak daha kuvvetlenmiştir. Döner kemik, kol kemiğinden, kaval kemiği ise kalça kemiğinden daha fazla uzamıştır. Kol kemiği ve kalça kemiğinin büyük bölümü, gövde derisinin altına girmiştir. Ayak ve bacağın hareketli bölümleri döner kemik ve kaval kemikleriyle başlar. Kaval kemiği ile birleşen aşık kemiği çok ilginç bir biçim almıştır; üstü yuvarlak, altı girintilidir. Tekparmaklılarda ise bu kemiğin üstü girintili, altı düzdür.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.