İbni Sina Kimdir? İbni Sina Hayatı, Buluşları ve Eserleri

İbni Sina Kimdir? İbni Sina Hayatı, Buluşları ve Eserleri
İbni Sina Kimdir? İbni Sina Hayatı, Buluşları ve Eserleri

İbni Sina (980-1037) İlim tarihine silinmez derecede altın harflerle ismini yazdıran, birçok ilim dalında uzman denilebilecek derecede isim yapmış büyük bir doktor ve ilim adamımızdır.

Aslen Belhli olan İbni Sina’nın babası Abdullah, Sultan Nuh zamanında Buhara’ya yerleşmiş ve Afşan’da evlenmiştir. İbni Sina orada dünyaya geldi.

İlmi kişiliği: Müslümanlar İbni Sina’yı “ilim dünyasının üstad ve şeyhi, “eş-Şeyhu’r-Reis” ünvanıyla anarlar. Batılılar ise 17. yüzyıla kadar “âlimlerin hükümdarı” diye andılar.

İlimler tarihçisi G. Sarton ondan, “Bütün çağ, ülke, ve ırkların en üstün bilginlerinden biri ve en üstün İslam bilgini” olarak bahseder. Büyük bir allâme olan İbni Sina, hâlâ Avrupa ansiklopedilerinde “doktorların sultanı” olarak geçmektedir. A. C. Crombie, onun işlediği konuların bugün bile ele alındığını belirterek, büyüklüğünü bir kere daha ispat ettiğini belirtir. Fransız Akademisi üyelerinden Vallery Radot’a göre o, “Gerçek bir zeka sahibi bir allame, İslam dünyasının en büyük filozoflarından biri, aynı zamanda şair, matematikçi ve astronomdur.”

Hizmetleri: İbni Sina bunca yorucu, sıkıcı devlet işleri, saklanma ve hapishane hayatına rağmen 270 eser verdi. Kendisine “Doğunun Aristo”su denildi. Görüşleri Avrupa’da 12. asrın sonlarına doğru kayıtsız şartsız kabul edilmeye başlandı.

İlmin her dalında eser veren İbni Sina ilim dünyasında öylesine bir tesir meydana getirdi ki, ilim tarihçileri, “İbni Sina herşeyi o kadar kesin ve açık bir biçimde açıklamıştır ki, bir süre için sanki yeniden araştırma lüzumu yokmuş gibi, zihni çalışmalara bir durgunluk getirmiştir” dediler.

İbni Sina bir çok buluş ve yeniliklerin sahibidir. Mantıkta 8, tabii ilimlerde 5, deneysel psikolojide 6, akli psikolojide 3, meta fizikte 7 olmak üzere tam 29 meselede Avrupalı düşünürlere öncülük yaptı.

Bugün, Paris Tıp Fakültesinin büyük holünde İbni Sina’nın resmi asılı bulunmaktadır. Bu, ona verilen değerin açık bir ifadesidir.

17. Asırda Louvain Üniversitesi Tıp Fakültesinde temel kitap olarak İbni Sinâ’nın Kanun’a okutulmaktaydı. Avrupa üniversiteleri onu tam 6 asır ders kitabı olarak okutmuşlardı.

Tıptaki hizmetleri: Onun en büyük hizmetlerinin tıp sahasında olduğunda şüphe yoktur. Eskiden beri söylenen şu söz ne kadar manidardır: “Tıbbi Galen diriltti, dağınık halde idi. Razi topladı, noksanları da İbni Sina tamamladı.” Onun tıptaki hizmetleri tek kelimeyle büyüktü. Hem de yüzyıllarca tıp dünyasına ışık tutacak kadar.

İbni Sina asırlarca önce hastalıkları bulaşıcı, irsi (kalı ilmi’) ve psikosomatik olmak üzere üç kısma ayırmıştı. Mesela humma salgın ve bulaşıcı bir hastalıktı.

O, Pasteur’den de önce hastalığın etkeni olarak mikroorganizmalardan söz etti. Bulaşıcı hastalıkların suda ve atmosferde bulunan bu küçük organizmalarla ya-yıldığını söyledi. Onun ortaya attığı bu teori 18. yüzyılda Hollandalı bilgin Antonie Van Leeuwenhoe (1632-1723) tarafından gerçekleştirilen laboratuvar testleri sonucunda doğrulanacaktı. İbni Sina şöyle diyordu:

“Her hastalığı yapan bir kurttur. Ne yazık ki, elimizde onu görecek bir alet yoktur.”

İbni Sina, Kanununun 4. Kitap’ının Fen Bölümünde de (1. Bölüm) suyu kokutan, bozan, görülmeyen bu mikroorganizmalardan söz ediyor; onlar için “Cinnü’l-ma (sudaki görünmeyen varlık) deyimini kullanıyordu.

İbni Sina bu görünmeyen canlılara karşı korunma yollarını da gösteriyordu. Temizlik esastı. Hastalığın önü ancak böyle alınabilirdi.

İbni Sina, zamanı için oldukça ilginç ve modern bir anlayış sergiliyordu. O zamanlar veba salgınının farelerle bulaşma yoluyla olabileceğini sezmişti.

Şimdi onun tıbba kazandırdığı yenilikler ve keşiflerin bir kısmı üzerinde duralım:

Bir kısım kara ve deniz hayvanlarından ilk defa sonda yapıp kullanan İbni Sina oldu. Batı ise ancak ondan sekiz yüz sene sonra bunu gerçekleştirebildi. Nelaton (1807-1873) lastik, Mercier (1811-1882) ipek ve kauçuk sondaların mücidi olarak tarihe geçti. İbni Sina’nın kastra ve kasatir dediği bu sonda İngilizcede katater adıyla anılır. Bu terimin isim babasının da İbni Sina olduğu akla gelmektedir.

James Müller, prostat büyümelerinde kullanılan uretradan sondanın geçişini kolaylaştıran ucu kıvrık kataterin ilk defa İbni Sina tarafından kullanıldığını belirtmektedir. 1878’de Bigelow tarafından yapımı gerçekleştirilen mesane taşını kırmak için kullanılan cihazın ilk örneğini de İbni Sina yapmıştı. İbni Sina bu aleti ya mesaneden boşaltılamayan idrarı boşaltmak, ya da bir kısım aletler ilavesiyle mesanedeki yabancı maddeleri çıkarmak için kullanmaktaydı. Bugün de plastik ameliyatlardan sonra aynı metod kullanılmaktadır.

İbni Sina günümüzden yüzyıllarca önce böbrek ve idrar yolları anatomi ve fizyolojisinin bilinmediği bir dönemde yiyecek ve içeceklerin taş yaptığını söyleyecek kadar ileri görüşlüydü.

Aristo ve Galen kanı ruhun karargahı olarak bilirlerdi. İbni Sina ilk defa kanın gıda taşıyan bir sıvı olduğunu keşfetti. Aristo kanın ancak kalbden çıktığını söylerken o küçük ve büyük kan dolaşımlarından bahsetti. İbni Sina kalbin karıncık ve kapakçık sistemini keşfetti, kılcal damarlardan söz etti.

Şeker hastalığında idrardaki şekeri keşfeden odur. Onun şeker hastalığı konusunda yaptığı açıklamalar aradan 700 yıl geçtikten sonra İngiliz anatomi bilgini Thomas Willis tarafından yeniden yapıldı. Çiçek ve kızamık hastalıklarının tariflerini yaptı. İnsanlık bir seri teşhis metodunu İbni Sina’ya borçludur. Mesela nabız hakkındaki gözlemlerini modern tıp biraz daha geliştirmekten öteye gidememiştir. İç hastalıklarında bedeni parmaklarla sertçe yoklayarak tespit etme metodu ilk defa onun tarafından uygulandı. Yüzyıllar sonra Viyana!’ doktor Leopold Auenbrugger (1722-1809) ise bunu geliştirmekten öte birşey yapmamıştır.

İbn Sina ve cerrahi: Günümüz cerrahisinin temellerinin Peter Lowe (1550-1613) zamanında atıldığı belirtilir. Oysa İbni Sina, yüzyıllar öncesinde Çağlar boyunca kullanılan prensipleri koyabilmişti. Ona göre cerrahi yapabilmek için anatominin çok iyi bilinmesi gerekiyordu.

Ameliyattan önce ve ameliyat esnasında yapılması gereken hususlar’ bir bir tesbit etmiştir. Bunlar günümüzde de aynen uygulanır. 16. yüzyılda Ambrose Parenin ateşli silah yaralarının tedavisinde kullandığı gül yağım ilk defa İbni Sina kullanmıştır.

Urların tedavisinde kullandığı metod bugünkü metoda tamamen uygundur. Kanser tedavisiyle ilgili koyduğu esaslar da günümüzde-kinden pek farklı değildir. Kanser görünür dereceye geldiğinde erken girişim yapılması ve uzantılarıyla birlikte çıkarılması gerektiğini söyler.

Ruhi tedavi: İbni Sina ilaçla tedavi vasıtalarının ruhi tedavi vasıtalarıyla desteklenmesi gerektiğini de söylemektedir. Bununla vücudun maddi gücünün tamamlanacağını ifade etmektedir. Bu konuda, “Biz en iyi ve başarılı tedavinin, hastanın zihni ve ruhi kuvvetlerini takviye eden, cesaretini ve mücadele kuvvetini arttıran, muhitini güzel ve hoşa gider tarzda tertipleyen, müzik dinleten, onu sevdiği kimselerle bir araya getiren tedavi olduğunu düşünmeye mecburuz” demektedir.

İbni Sina psikoterapi ve parapsikoloji alanında da tesirli olmuştur. Ortaçağda psikolojik usullerle tedavi sahasında İbni Sina’nın eserlerine başvurulmuştur. 14. yüzyılın en büyük ilim adamların-dan birisi olan Nicolas Oresme (1320-1382) İbni Sina’nın görüşlerinin aktarılması görüşünü benimsemiştir.

İbni Sina ve sağlık: İbni Sina’ya göre tıp, sağlığı korumaktır. Onun tıbbi tavsiyelerinde hep Kur’an ve hadiste öğütlenen tavsiyelere uygunluk görülür. Ona göre uyku insanın gücünü arttırır, duygularını rahatlattı.. Cenab-ı Hak da, “Uykunuzu dinlenme vakti kıldık” (Nebe Süresi, 9) buyurmuştur. İbni Sina sağa yatmayı tavsiye eder. Hadiste de aynı emir vardır.

İnsan, midesini tam doldurmamalı, daha iştahı varken sofradan kalkmalıdır. Hadiste de, insanın belini doğrultacak derecede yemesi, daha da yemek isterse üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de havaya ayırması belirtilmektedir. Ok atma, koşma, güreş ve yüzme sporlarının faydalarından bahseder. Hadislerde de bunlar öğütlenmiştir.

Süt emmenin iki yıl olması üzerinde durmuştur. Kur’an da aynı şeyleri emretmektedir. Koruyucu hekimlik anlayışın’ da İslama dayandırır. Sağlığı korumak için besin, spor ve gerekli uyku alınmalıdır. İbni Sina ağız sağlığı üzerinde de durur. Peygamberimizce öğütlenen misvağın dişleri parlatıp dişleri ve diş ellerini kuvvetlendirdiğini söyler. Diş çürüklerini engelleyip ağza güzel bir koku kazandırdığını belirtir.

Fizik ve İbni Sina: İbni Sina fizikle de ilgilenmiştir. Hareket, sürtünme, kuvvet, boşluk, sonsuzluk, ışık ve ısı konularında bilgiler vermiştir. “Eğer ışığın görülmesi kaynağından bazı parçacıkların yayılmasına dayanıyorsa, ışığın hızı sonsuz değildir” demiştir.

İbni Sina’nın Latinceye çevrilen ansiklopedisi sayesinde bazı fizik kavramlarının tarifleri olduğu gibi Avrupa’ya geçmiştir. Mesela ortaçağ fiziği Müslümanların hareket, bağlantı, güç, boşluk, sonsuzluk, ışık, ısı, ışığın hızı ve cisimlerin özgül ağırlıklarıyla ilgili araştırmaları, özellikle İbni Sina aracılığıyla öğrenmiştir. Mesela Floransali hekim Dino del Garbo (öl. 1327) Ağırlıklar ve Ölçüler adlı eserinde İbni Sina’nın Kanun’unu esas almıştır. Pietro d’Albano 1295’te Paris’te Liber Compliationis de Physiognomia adlı kitabını yazarken İbni Sina’dan faydalanmıştır.

İbni Sina fırlatılan cisimlerin hızlarıyla ilgili görüşler de ileri sürdü. Bunlar çok geçmeden Batı dünyasında yerini almıştır. İlk defa 6. yüzyılda Johannes Phillpponos tarafından savunulan teoriyi geliştirmiş, fırlatılan bir cismin ancak bir engelle durdurulabileceğini, aksi halde hareketlerinin durmaksızın devam edeceğini söylemiştir.

İbni Sina ve Kimya: İbni Sina’nın kimyada da bir çok keşifleri vardır. Onun bu daldaki hizmetlerinden dolayıdır ki ünlü Fransız kimyageri Berthold, “onun bulduğu gerçekler ışığında kimyanın bugünkü seviyeye geldiğini” söylemektedir.

İbni Sina’nın kimyada uyguladığı bazı metodlar günümüzde de aynen uygulanmaktadır.

Damıtma ve ekstraksiyon gibi günümüzde de kullanılan teknikleri ilk defa kullanan İbni Sina olmuştur.

El-İksir isimli eserinde yanma olayında yanacak maddenin önce buhar, sonra da duman haline geldiğinden söz etmiştir. Sıvı reaksiyon hızının katın’ da görebilmiştir.

Ayrıca yaptığı bir kısım deneylerle transmütasyonun mümkün olmadığını ortaya koymuştur. Kimyacıların madenlerin değişimiyle ilgili görüşlerine şiddetle karşı çıkmış, gerek eritme ve gerekse daha başka yollarla madenleri altına çevirmenin imkansızlığını savunmuştur.

İnorganik ve hayvani maddeler üzerinde yaptığı deneyler de önemlidir. Bu tip çalışmalarıyla Roger Bacon, Albertus Magnus ve Robert Chester gibi Avrupalı bilginlere ışık tutmuştur.

İbni Sina, “Hiç bir şey yoktan var olmaz. Var olan bir şey de yok olmaz” şeklindeki Lavosier prensibine temas etmiştir. Deneyciliği gerektiren, gözleme dayalı değişik kimyevi işlemlerin analizleri üzerinde de durmuştur. Aynca o, metallerin yapı, özellik ve değişiklerle ilgili ileri sürdüğü görüşlerle modern metalurjinin ortaya çıkmasına da kapı açmıştır.

Astronomi ve İbni Sina: İbni Sina astronomiyle de uğraştı. Bilhassa ömrünün son yıllarında astronomiye eğildiğini görüyoruz.

Alâüddevle’nin (1007-1041) arzusu üzerine mevcut ziyçleri gözden geçirmiş, yeni astronomi cetvelleri hazırlıklarına girişmiştir. Bu maksatla bir zâtü’s-semt ve’l-irtifa (azimut kadranı) icad etti.

Hemedan’da yaptırdığı rasathanede tam sekiz yıl çalıştı. İbni Sina, güneş ve ayın bir yıldızı örtmesine dayanarak (occulation) boylamın bulunabileceği üzerinde durdu. Bu konudaki metodu bugün bile yer ölçümünde kullanılmaktadır.

24 Mayıs 1032’de çıplak gözle Venüs’ün Güneş’in önünden geçişini rasat etti ve yazdı. Aynı gözlemi aradan yüzyıllar geçtikten sonra 1639 yılında, İngiliz astronomu Jeremiah Horrocks da (1617- 1641) yapacak ve ilim tarihine İbni Sina’nın değil, J. Horroks’un adı geçecekti. ilim tarihi bu hatanın düzeltilmesini beklemektedir.

Öte yandan İbni Sina iki coğrafi nokta arasındaki yıldızların yüksekliğini ve Güneş açısını tespitte yeni metodlar ortaya koydu. Onun uyguladığı bu metodlar aradan 500 sene geçtikten sonra yeniden keşfedilecekti.

İbni Sina o günün şartlarında, büyük imkansızlıklar içinde bir kısım şehir ve yerlerin enlem ve boylamlarını tespit ediyor, Gürcan’ın enlem ve boylamını üç derecelik bir farkla hesaplıyordu.

İbni Sina’ya göre dünyanın yuvarlaklığı inkar edilemeyecek derecede net ve açıktı. Dünyanın ekseni etrafında döndüğünü de biliyordu.

Yıldız falcılığı denilen astrolojiye ise amansız düşmandı. Yıldızlardan hüküm çıkarmak, gelecekle ilgili yorumlar yapmak yanlış, yanlış olduğu kadar da sapıklıktı. Astrologların yaptıkları gaybtan haber vermek demekti. Gaybı ise ancak Allah bilebilirdi. Açıkçası astrologlar yalancılardan başka birşey değillerdi.

Matematik ve İbni Sina: İbni Sina’nın meşgul olduğu ilim dallarından biri de matematiktir. O, diferansiyel hesabın esas meseleleri üzerinde durdu. Bunları inceden inceye düşündü.

Daha çok o matematikle teorik yönden uğraştı. Öklid’in teorileri üzerinde tartışmalar yaptı. Bir kömür tüccarının yanında on yıl süreyle öğrendiği Hind matematiği, onu sonsuz küçük hesaplar hakkında tartışmalara götürdü. O infinitesimal hesaplarda yaptığı araştırma ve incelemeler, 17. yüzyılda Leibnitz ve Newton tarafından yeniden keşfedilecek ve geliştirilecekti.

Jeolojideki hizmetleri: İbni Sina’nın jeolojideki hizmetleri kendisine “jeoloji ilminin babası” dedirttirecek derecede büyüktür. Bu sahada büyük hizmetleri olmuştur.

Onun jeolojideki buluşları asrının çok çok ilerisinde idi. Bu ilmi, dağ ve taşların meydana gelişine dair tamamen doğru izahlarıyla zenginleştirmiştir. 9 asır önce dağların teşekkülünü İbni Sina şöyle izah ediyordu:

“Dağların teşekkülü iki ayrı sebebe dayanabilir. Dağlar ya şiddetli zelzeleler neticesi arz kısmında buruşukluklar hasıl olması veya kendisine yeni bir yol bulmak üzere vadileri açan nehirlerin tesiriyle meydana gelir. Taş tabakalarının da nevileri değişiktir. Bazıları yumuşak, bazıları serttir. Aşınma ve dağılmanın ilk sebepleri, sular ve rüzgarlardır (gazlar). Bu nevi tesirlerin başlıca sebebinin su olduğunu dağlarda suda yaşayan hayvanların fosil döküntüleri ispat etmektedir”

Botanik ve zooloji: İbni Sina’nın botanikle ilgili eserleri de Hıristiyan dünyasında zengin bir kaynak olagelmiştir. İbni Sina’nın zoolojiye (hayvan bilim) kazandırdıkları da büyüktür. George Sarton bu konuda şöyle der: “Aristocu zoolojinin temellerini, 11, yüzyıldan itibaren, Doğuda olduğu gibi Batıda da, İbni Sina’nın 19 kitabının özeti oluş-tutmuştur.”

Felsefe ve İbni Sina: İbni Sina’nın felsefedeki yerini fazla izah edecek değiliz. Bu konuda İbni Hallikan’ın şu sözleri onun seviyesini göstermeye yeter: “Felsefi ilimlerde hiçbir Müslüman şimdiye kadar El-Farabi’nin ulaştığı seviyeye ulaşamamıştır. Ancak İbni Sina onun eserlerini uzun uzun tetkik edip onun üslubundan ilham almak suretiyle belli bir mükemmelliğe erişmiş ve kendi çalışmaları istifade edilebilir bir hale gelmiştir.”

Yalnız felsefi meselelerdeki meşguliyeti bazı hususlarda hatalara düşmesine sebep olmuş ve imamı Gazali’nin hücumlarına hedef olmaktan kurtulamamıştır.

Eserleri: İbni Sina’nın 270 kadar eseri bulunmaktadır. Bunlardan en meşhur olanları şunlardır:

Kanun fi’t-tıb: Bir milyon kelimelik bir tıp ansildopedisidir. Eski tıp ilmini de içine alır. Esas itibariyle Galen’in eserlerine benzediği halde, bir çok noktalarda onun yanlışlarını düzeltir ve yep yeni açıklamalarda bulunur. Eser, şeklinin mükemmelliği ve ihtiva ettiği bilgiler bakımından Râzi’nin Hâvisi, Ali bin Abbas’ın Tıbbü’l-Meliki’si ve Galen’in eserlerini geride bırakmıştır. Bundan dolayıdır ki, dünya tıp öğretimine hakim olmuştur.

İbni Sina bu eserinde doktorluğu, “Tabiatın normal akışını köstekleyen bir engeli ortadan kaldırmak” olarak kabul eder. Ona göre hekimlik şu harika formülde ifadesini bulur: “Hekimlik, sıhhati koruma veya kaybolduğu zaman bulma san’andır.”

İbni Sina eserin 1. cildinde büyük hastalıkları, araz, teşhis ve tedavilerini anlatır. Ayrıca genel ve özel sağlık bilgileri, lavman (şırınga), kan alma, yakma, banyo, masaj ile tedavi usullerini açıklar. Akciğerleri geliştirmek için derin nefes almayı, hatta arada bir bağırmayı tavsiye eder.

2. ciltte tıpta kullanılan bitkiler, 3. Ciltte ise özel patoloji yer alır. Zatürre, mide bozuklukları, cinsiyet hastalıkları, ruh ve sinir has-talıkları da büyük vukufla bu ciltte yer almıştır. 4. cilt, ateşli hastalıklar, cerrahi, kozmetikler, saç ve deri bakımını içine almaktadır. 5. ciltte de 760 çeşit ilacın yapılışı anlatılır. İbni Sina, Kanun’una 6. kitabı da eklemeyi düşünmüştü. Talebesi Cüzcani’nin belirttiğine göre İbni Sina hastalıkları tedavide bir kısım tecrübeler, özel başarılar elde etmiş, bunları notlar halinde yazmıştı.

Cihanı içine alan kitap:

Şifa: İbni Sina’nın pek genç yaşındayken kaleme aldığı bu eseri, eserlerinin en büyüğü ve en sistemlisidir. Mantık, fizik, metafizik, ilahiyat, ekonomi, siyaset ve musikiden bahsetmekte ve 18 ciltten meydana gelmektedir.

İbni Sina’nın Kanun’dan sonra ikinci meşhur kitabının isminin Şifa oluşu manasız değildir. Kanun bedeni hastalıkların iyileştirilmesine yönelikken, Şifa bir ruhi tedavi kitabıdır.

Necat: İbni Sina’nın kısmen Şifa’dan iktibaslarla kaleme aldığı eseridir. Şifa’nın bir özeti mahiyetindedir.

El-Hidaye: Mantık, tabii ilimler ve metafizikten bahseden bu eser, İslam fikir tarihinde en çok şerh ve haşiyesi yazılan eserlerden biridir. İbni Sina, bu kitabında Farsça şiirlere de yer vermektedir.

El-İşarat ve Tenbihat: İbni Sina’nın hayatının sonlarına doğru kaleme aldığı bu eser, daha çok onun felsefi sisteminde yaptığı düzeltmeleri ihtiva etmektedir.

Risale fi’z-Zeiviye: Astronomi ve matematikten bahsetmektedir.

Hikme-i A’lâ: İbni Sina bu eserini Büveyhi Hükümdarı Alâüddevle adına yazmıştır. Farsçadır. En son eseridir.

6 yorum

  1. geçen aksam özelbir kanalda ibni sina diye bir film izledim herzamanki gibi Yahudi ve hiristiyanlıgı övmüş müslümanlıgı kötülemiş ve ibni sinanıyı küçülterek hiristiyan bir çocuğu yüceltmişler,ingilizlerin her alanda çalışamarı Müslümanları küçük görmeleri devam etmektedir,şunu bilsinlerki meshebi ne olursa olsun Müslüman Müslümandır ve zamanı gelince birleşecektir.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.