Edvard Grieg Kimdir? Hayatı ve Eserleri Nelerdir?

Edvard Grieg Kimdir? Hayatı ve Eserleri Nelerdir?
Edvard Grieg Kimdir? Hayatı ve Eserleri Nelerdir?

Edvard Grieg (Doğumu 1843 — Ölümü 1907)

Avrupa’nın kuzey kutbuna uzanan, altı ay gündüzlerin ve altı ay gecelerin hüküm sürdüğü iskandinavya ülkelerinden biri olan Norveç, 19. yüzyılın ikinci yarısında müzik bakımından olaylara sahne olmuştu. 1800 yıllarında İskoçya ellerinden Norveç ülkesine göç eden Grieg ailesi, etrafı koyu gölgeli yüksek dağlarla ve ormanlarla kaplı, Atlantik deniziyle karşı karşıya bulunan Bergen iline yerleşmişlerdi.

Birkaç yıl sonra Norveç uyruğuna geçen bu ailenin büyük çocuklarından biri Hagerup Grieg, müziksever iyi bir denizci ve çalışkan bir gençti. 1841’de tanıştığı Mariana adında güzel sesli ve iyi piyano çalan bir kızla anlaşarak evlendiler. Mutlu evliliklerinin ikinci yılında ilk çocukları EDVARD GRİEG, 1843 günü gözlerini Dünyaya açtı.

Minicik Edvard, gelişmeye başlayınca annesi o’nu arabasına koyar, mamasını yedirir, salondaki piyanonun yanına getirip bırakır ve kendisi de piyano çalmaya başlardı. Küçük çocuk, piyanodan çıkan melodileri sessizce dinler ve gözleriyle annesini izlerdi. Arada bir, iş için, piyano başından kalkan ve tekrar gelip piyano çalmaya başlayan annesinin bu davranışını iyi karşılar, hep bana piyano çal dermiş gibi, kollarını çırparak neşeyle sevinirdi. Emeklemeye başlayınca o’nun da ilk işi, Bach gibi, sürünerek piyanoya doğru gitmek oldu.

Küçük Grieg, büyümeye ve yürümeye başlayınca, kırlarda geziyor, kuşların ve Çağlayan develerin seslerini dinliyor, deniz kenarında enginlere bakarak doğanın güzellikierine doyarnıyordu, Burada balıkçı şarkılarını, heyecanlı öykülerini dinlemekten çok hoşlanıyordu. Eve dönünce de hemen annesinin piyanosuna oturup işittiği şarkıları çıkarmaya uğraşıyordu.

Bunu gören anne-baba. O’nun seslere olan duygusallığını ve erken uyanan müzik yeteneğini anlamakta gecikmediler. Annesi o’nun ilk piyano öğret-meni oldu. Böylece anne-oğul, her gün ciddi olarak piyano çalıyor, küçük Edvard da herkesi şaşırtacak derecede piyanoda ilerliyordu.

Bu şekilde 2 yıl kadar süren çalışmalar sonunda Edvard, piyanoda büyük başarı göstererek annesini de geride bırakınca aile, küçüğe ileri düzeyde bir piyano öğretmeni aramaya başladılar. 1849’da 6 yaşına gelen Edvard, ilkokula başladı. Annesi o’nu her gün okula kadar götürüyor, fakat annesinin elini bir türlü bırakmıyor, o’nu da sınıfa çekiyor, kendisi gibi sıralarda oturmasını istiyor, annesi gidince de hemen ağlıyordu.

Son derece inatçı ve özgürlüğü seven küçük Edvard, kısa zamanda okula alıştı. Öğretmeni o’nun piyano çaldığını biliyordu. Küçük Grieg, sınıfça da tanındı. Güzel soprano sesiyle şarkılar söylüyor ve arkadaşlarına konserler veriyordu. Okul müdürü bu üstün yetenekli öğrencisini, öteki öğretmenlerle ve okuldaki bütün öğrencilerle tanıştırdı. Böylece okulda neşeli bir müzik havası esmeye başladı.

Küçük Grieg , annesinden ve okulun müzik öğretmeninden çok yararlandı ve müziği her yönüyle tanımaya başladı. 1852’de henüz 9 yaşındayken erin kendi kendine besteler yapmaya koyuldu. Okul korosunda, din kurumu topluluklarında şarkı söylüyor, piyanodan başka org ve öteki çalgıları tanımaya çalışıyordu. Ayrıca barok, klasik ve çağının ünlü üstadlarını, özellikle Bach, Beethoven ara ve Liszt’in eserlerini dinliyor, halk müziğini, halk şiirlerini seviyor ve onlar üzerinde incelemeler yapıyordu.

1858 yılında 15 yaşına basmış ve liseyi bitirmiş olan Grieg, müzik alanında oldukça ileri bir düzeye ulaşmış, müzik bilgilerini ve tekniğini artırmıştı. den Artık Bergen ilinde tanınıyor, küçük çapta konserler veriyor ve herkes tarafından coşkuyla alkışlanıyordu Bir piyano konserinde durumunu ve üstün yeteneğini yakından gören, «Norveç’in Paganini’si» diye anılan ünlü keman virtüozu Ole B. Bull, küçük Edvard’ın burada daha çok zaman kaybetmemesini, o’nun ,dan hemen Almanya’da Leipzig Konservatuvarına gönderilmesini ailesine önerdi.

Vatanına dönen Grieg, ilk iş olarak, eskiden beri düşündüğü ulusal müzik sorunlarıyla ve Norveç halk şarkıları ve oyunlarıyla ilgilendi. Onları yörelere göre iyi bir ayırım yaparak ses renklerini, melodi, ritm ve armoni özelliklerini inceledi. Bundan sonra bütün kudretiyle besteler yapmaya başladı. Ayrıca Norveç ulusal müziğine dünyanın ilgisini çekmek için 1871 yılında, başkent Oslo’da bir «Müzik Birliği» kurdu ve yönetti.

1880’de genç besteci Grieg, geniş bir gezi planı hazırladı. Önce doğuya doğu il olan Bergen’e ve oradan da İtalya, Almanya ve Fransa’ya gitti. Roma’da tanıştığı F. Liszt, O’na, yurdunun halk müziğini araştırmasını, incelemesini ve yaratıklarında kullanmasını önerdi. Bundan sonra Sanatçı, gezdiği müzik merkezlerinde büyük üstadların eserleri yanında, kendi yaratılarını da başarıyla seslendirerek, yurdunu tanıtmaya çalıştı.

Gezilerini tamamlayan genç Grieg, vatanındaki evine geri dönüyor, kula küçüklüğünden beri huylarını, davranışlarını ve terbiyesini beğendiği sanat bir ruhlu, güzel soprano sesi olan amcasının kızı Nina ile evlenmek istiyordu. Fakat, amcası, yeğeni Edvard’ın az gelirli olduğunu ileri sürerek iki gencin evlenmelerine izin vermiyordu. Güzel sesli Nina ise, Edvard’ı beğeniyor, o’nun besteledi-‘ula bütün lied’lerini (şarkılarını) severek konser sahnelerine götürüyor ve en iyi «Çula şekilde söylüyordu. Uzun süre ayrı kalmaya dayanamayan Grieg, özel piyano dersleri vererek para durumunu düzeltti ve birbirini isteyen gençler, bütün engelleri aşarak, bir kararla evlenmeyi başardılar.

Artık Norveç’in ünlü bir kişisi olarak tanınan Grieg, duygulu ve ince yaratılarıyla «Kuzeyin Chopin’i» olarak da ün salıyordu. Sanatçı, memleketinin halk melodilerinden ve eşsiz doğa güzelliklerinden aldığı ilhamla eserler besteliyordu. Şimdi adını ve önünü bütün Dünyaya tanıtan önemi bir eseri, tiyatro sanatçısı şair Henrik İbsen’in bir dramı için yazdığı, örneğin : Anitra’nın dansı, Ase’nin ölümü, Solvejg’in şarkısı gibi kısa parçalardan oluşan 2 Peer Gynt-Suiten op. 46 ve 55 eserinin yüksek düzeydeki orijinalitesi ile Grieg, kısa sürede sesini müzik dünyasına duyurdu ve memleketinin bir numaralı Devlet Sanatçısı oldu.

Edvart Grieg, son zamanlarda iyice yorulmuş, dinlenmek üzere doğduğu Bergen iline yakın, deniz manzaralı yüksek bir yere ev yaptırmış ve oraya yerleşmişti. Vatanına en çok düşkün olan, dağları, kılları, doğayı seven bu büyük sanatçının astım hastalığı ilerlemiş, piyano çalamaz, yürüyemez ve konuşamaz duruma gelmişti. Kuvvetli bir öksürük sonunda 64 yaşındayken Bergen de 4.9. 1907 günü gözlerini dünyaya kapamıştır. Vasiyeti üzerine yaptırdığı dağ evine götürülerek, bir kayanın dibine büyük bir törenle gömülmüştür.

Norveçli Edvard Grieg, operadan uzak kaldı ama kendini konser müziğine vererek anlatmak istediği duygularını tatlı şarkılar, sonatlar, lirik parçalar ve konçertolarla müzik dünyasına duyurdu. Tümü 80 kadar eser bestelemiş ve bu eserler, uluslararası ün kazanarak dünyanın dikkatini İskandinav müziği üzerine çekmiştir. Norveç halk müziğiyle beslenen eserleri bir çoğunda Grieg, ulusal bilincini büyük bir açıklıkla ortaya koymuştur. Dünya piyanistlerine sağlam, temiz, duygulu bir piyano müziği getirmiş, genç Norveçlilere her zaman taze kalacak, yeni yapraklardan oluşan tatlı, lirik (içli deyiş) bir konser müziği bırakmıştır.

Eserlerine gelince : Çeşitli piyano parçaları, piyano, keman ve viyolonsel için sonatlar, lirik parçalar, 1 piyano konçertosu, lied’ler, Norveç dansları, Peer Gynt-Suite No. 1 ve 2, Aus Holberg’s Zeit Suite, senfonik dans, yaylı çalgılar kuarteti; Norveç, halk şarkıları gibi ölmez eserler bırakmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.